Osmanlı Devleti’nde 17. yüzyıl din, siyaset ve fikir açısından önemli bir dönemdi. Osmanlı Devleti duraklama döneminin (1593-1703) başlarında geleneksel bir akım ve dini bir oluşum olarak ortaya çıkan, ardından siyasi bir hareket halini alan Kadızade hareketidir. Bu hareket Osmanlı Devleti’ni 17. yüzyıl boyunca doğrudan etkisi altına almış, sonraki yüzyıllarda etkisi giderek azalmıştır. Bu yapılanmayı değerlendirdiğimizde kaynak ve referans açısından dinî, uygulama ve metot açısından siyasî bir oluşumdur.
Kadızâdeliler Hareketi 17.yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nde İstanbul merkezli olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı duraklama devrine girmesiyle devletin her alanında sosyal, siyasî, ekonomik ve dinî birtakım sıkıntıların zuhur etmesi hareketin ortaya çıkmasın da etkili olmuştur. Devletin bastırmakta zorlandığı isyanların ortaya çıkması, ilmiye sınıfının bozulması gibi problemler hareketin doğuşunu hızlandırmıştır.
Bu akım, Balıkesirli kadı Doğancı Mustafa Efendi’nin oğlu vaiz Kadızâde Mehmed Efendi’nin (1045/1635) önderliğinde ortaya çıkmıştır. Kurucusuna nispetle “Kadızâdeliler Hareketi” olarak adlandırılan bu yapılanma 1630’lu yıllardan sonra etkisi iyice artmıştır. Bu hareket, Kadızade Mehmed tarafından başlatıldıysa da temel taşları 16. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış, görüş ve fikirleri bakımından dönemin en etkili âlimlerinden biri olan Birgivî Mehmed Efendi’nin (öl. 981/1573) örnekliğini ileriye taşımayı hedef edinmiş ve Birgivi Mehmed Efendi'nin de örnek aldığı meşhur gelenekçi İbn Teymiyye merkeze almıştır.
Akımı tarihsel olarak üç dönemde incelemek mümkündür. İlk dönem liderlik eden Kadızâde Mehmed Efendi olmuştur. Bu dönemde daha çok fikrî tartışmaların yaşandığı görülmüştür. Kadızâde’nin vefatından sonra hareket ikinci evresine geçmiştir. Şam’dan İstanbul’a gelen ve Ayasofya Camii sütunlarından ders vermekle meşhur olduğu için “Üstuvânî” olarak anılan Mehmed Efendi’nin görüşleriyle ikici dönemde tamamlanmıştır. Hareketin son evresinin lideri olarak sayacağımız Niyâzî-i Mısrî’dir.
Kadızade Mehmet Efendi tarafından dinde öze dönüş amacıyla başlatılan bu hareket, devletin içerisinde bulunduğu bu durumun bid'atlar sebebiyle ortaya çıktığı görüşünü savunmuştur. En büyük amaçları halkı bidat ve hurafelerden arındırmaktır. Aslında bu hareket ve devamında gelişen tutumlar, bir düşüncenin devlet tarafından bir anlamda dini meşrulaştırma aracı olarak kullanma isteğinin sonucudur. Osmanlı'daki ilim adamlarının kendilerini sorumlu gördükleri bir düşüncenin halka kabul ettirme çabasının bir sonucu olarak da değerlendirmek mümkündür. Bunların tamamı birleşince Kadızadeliler’in doğuşu kaçınılmaz olmuştur.
İstanbul vaizlerinden olan Kadızade Mehmed Efendi, manevi hocası Birgivi Mehmed Efendi gibi devletin sıkıntılarının ana sebebi olarak gördüğü bidat hareketlerini cami kürsüsünden vaazlar vererek anlatmış, halkı kendi tarafına çekmeye çalışmıştı. Kadızade Mehmed Efendi görevine İstanbul’da devam etmiş ve burada meşhur olunca 1631’de Ayasofya Camii vaizliğine getirilmiştir. Verdiği vaazlarla hem toplumun hem de devletin dikkatini çekmeyi başarıp siyasi bir güç kazanmıştır. Bir vaizin ulaşabileceği en yüksek seviyelerden birisi olarak yorumlanan bu durum hem Kadızade’nin ulaşmak istediği çevreyi genişletmiş hem de devlet ile samimi bir ilişki kurması kolaylaşmıştır.
Devlet adamlarının istediği tarzda halkı yönlendirici bilgiler veren bu tarz vaizler, esasında IV. Murad gibi idarecileri çok memnun etmekteydi. Kadızâde Mehmed Efendi, nasihatname türünde Nushu’l-Hukkâm Sebebü’n-Nizâm isimli bir risale yazarak dönemin padişahı I. Ahmed’e sunmuştur. Risalede dönemin siyasî, askerî ve ahlakî sorunları ele almış; ayet ve hadisleri kaide edinerek I. Ahmed’e yol gösterir mahiyette nasihatlerde bulunmuştur.
Kadızadeliler hareketi, köklerini Kadızade Mehmed Efendi'nin düşüncelerinden alır. Bu hareket, söz konusu dönemde Osmanlı toplumundaki bozulmuş toplum yapısından dolayı ortaya çıkmıştır. Onun için bu hareket bir Türk kökenli harekettir. Bu oluşum aynı zamanda geleneğe de dönmek istemektedir. Geleneğin köklerinde öze dönmek istenilse de hareketin yapısında bir görünürlük yoktu. Ancak bu hareket, geriye dönmek istediği için köktendinci, geleneği istediği için de gelenekçidir.
Di̇Lmen, Ömer. “İbrahim Baz, Kadızadeliler Sivasiler Tartışması”. Akademik Platform İslami Araştırmalar Dergisi 5/2 (09 Ağustos 2021), 383-393. https://doi.org/10.52115/apjir.950874
Gündoğdu, Cengiz . "XVII. Yüzyıl Osmanlısında Siyasi Otoritenin Ulema-Sufi Yaklaşımına Dair Bir Örnek, IV. Murat-Kadızade-Sivasi". Dini Araştırmalar 2 / 5 (Haziran 1999): 203-223 .
Ergin, Refik. İslam düşüncesinde zahir-batın ayrımı açısından Kadızadeliler örneği. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Thesis, 2007. http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui//handle/123456789/9728
Çoğu zaman kendisine atfedilen kutsallıkla birlikte anılan öğretmenlik mesleğinin de bir tarihsel süreci...
Sicarii olarak tanımlanan grup adını suikast faaliyetlerinde kullanılan hançerden almaktadır. Kısa ve kıvrımlı olan...
Amerikan İç Savaşı, ekonomileri tarıma dayalı olan ve köleleri iş gücü olarak kullanan Güney...
Suriye ve Mısır önderliğinde Arap Devletleri 1973 yılının 6 Ekim’ine denk gelen Ramazan ayının onuncu gününde,...
Vaat Edilmiş Topraklar (Arz-ı Mev’ud), Tanrı'nın Hz. İbrahim'e ve onun soyundan gelenlere verdiğine inanılan...
Hitler'e karşı savaş başladığında neredeyse tüm Yahudi örgütleri müttefiklerle güçlerini...
Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren İsrail'in kuruluş süreci de katliamlarla doludur. İsrail'in...
30 yıl savaşları 1618-1648 yılları arasında Almanya merkezli gerçekleşen ama bütün Avrupa’yı içine...
1578 yılında Portekiz Kralı, Muhammed El Mütevekkil’e destek vermek amacıyla ordusuyla Fas’a çıkarma...
Günümüzde neredeyse her alanda kullandığımız bir ürün olan şeker, Hindistan'dan başlayarak...