İstanbul, birçok milletin olduğu gibi Müslümanların da ilgisini çekmiştir. İstanbul’un fethi söz konusu olduğunda Müslümanlar tarafından siyasi başarıdan çok dinî/manevi faktörler ön plana çıkmıştır. Hz. Peygamber’den rivayet olunan hadiste “Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.’’ müjdesine muhatap olma şerefi, Müslümanları adeta birbirleriyle bir yarışa sokmuştur.
Müslümanlar Kuzey Arabistan, Kuzey Afrika ve Ortadoğu topraklarını fethettikten sonra dört halife döneminin sonlarına doğru Sasani İmparatorluğu’nu da ele geçirmişlerdir. Müslümanların en büyük arzusu Bizans’ın başkentini fethetmek olmuş; Bizans İmparatorluğu‘nun kara ve deniz üzerindeki gücüne son vermek hedefleri haline gelmiştir. Konstantinopolis’i fethettikleri takdirde Araplar, İslam fetihlerine devam etmek için Avrupa kapısını aralayacak bununla birlikte Romanın kudret ve itibarının merkezine yerleşmiş olacaklardı.
Emevîler Dönemi’nde üç büyük İstanbul kuşatması meydana gelmiştir: İlk kuşatma 669, ikincisi 674-680 ve üçüncüsü ise 716-717 yıllarında gerçekleşmiştir. Kuşatmalardan ilk ikisi Emevî Devleti’nin kurucusu ve devlet başkanı Muaviye zamanında gerçekleşmiştir. Dördüncü kuşatma ise Abbasi döneminde yapılmıştır.
Birinci sefer: 669 (49)
Hz. Muaviye’nin Emevî Halifesi olduğu dönemde gerçekleştirilmiştir. İlk kuşatmanın hazırlıkları çok daha önceden yapılmıştır. Müslümanların ilk İstanbul kuşatması 668’de Anadolu’ya ordu gönderilmesiyle başlamıştır. Medineli Fedâle b. Ubeyd el-Ensârî komutasındaki ordu İstanbul üzerine gönderilmiştir. Fedâle, seferine Malatya’nın batısından başlamıştır. Halife’den aldığı yardım ve destekle ordu İstanbul’a kadar ulaşmıştır. Kışı İstanbul’da geçiren Fadâle, Halife Muaviye’den takviye destek istemiş ve kendisine Süfyan b. Avf idaresinde daha donanımlı destek kuvveti gelmiştir.
Muaviye, oğlu Yezid’i önlerindeki ordunun başına kumandan tayin etmiştir. Bunu yapmasındaki amacı kendisinden sonra yerine geçecek oğlunun tecrübe kazanmasını istemesidir. Yezid’in ordusunda Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr, Eyyûb el-Ensârî gibi birçok sahabe de bulunmaktaydı. Hz. Ebu Eyyub El-Ensari kuşatma sırasında hastalanmış ve vefat etmiştir. Kuşatma 669’un bahar aylarına kadar sürmüş fakat şehir ele geçirilememiştir. Karada gerçekleşen çetin çatışmalarda İstanbul surları yüksek olduğu için sonuç alınamamış, denizde ise Haliç’in zincirlerinin kalın olması nedeniyle bir başarı elde edilememiştir. Arapların alışık olmadığı sert kış şartları ve bunun yanında erzakın bitmesi açlığın başlamasına neden olmuştur. Ordunun salgın hastalıklardan büyük kayıplar vermesi gibi sebepler de üzerine eklenince ordu geri dönmek zorunda kalmıştır.
İkinci sefer: 674-680
Emevîler zamanındaki İslâm ordusu 674 yılında tekrar surlar önüne gelerek şehri ikinci defa kuşatmaya başladı. Yaklaşık 4-5 sene sonra yapılan ve yine Muaviye döneminde gerçekleşen bu ikinci kuşatma ilkinden çok daha uzun sürmüştür. Müslümanlar bu kuşatma öncesinde Kapıdağ Yarımadası’nı fethetmişler, kış mevsimini burada geçirmişlerdir. Kapıdağ Yarımadası’nı kendilerine bir üs edindikten sonra baharda, İstanbul surları önlerinde Bizans deniz kuvvetleri ile muharebeye tutuşmuşlardır. Müslüman ordusu daha istikrarlı olmak için orduyu üçe ayırmıştı. Birincisi surlar önünde savaşanlar, ikincisi onları silah ve teçhizat yönünden destekleyip ihtiyat kuvveti olarak en geride kalacak olanlar, üçüncüsü gerektiğinde savaşa müdahil olacaklar şeklindeydi. Kuşatma kaldırılıp surlara yönelik hücumlar yapılmasına rağmen görüntünün savaştan çok rakip iki deniz filosu arasında geçen çatışmayı andırdığı belirtilir.
İslam Ordusu’nun başarısızlığında hem surların sağlamlığı hem de Bizans’ın sahip olduğu suda bile yanan meşhur “Rum Ateşi” (Gregois) kullanmaları etkili olmuştur. Kullanılan Rum Ateşi’ni sonucunda İslam Donanması’nın önemli bir kısmı yakılmıştı. Karadan müstahkem surların aşılamaması, diğer taraftan şehrin iki kat kalınlıkta surla çevrili olması savunmayı güçlendirmişti. Müslüman kuvvetleri zorlayan hususlar, diğer kuşatmada olduğu gibi erzakın yeterli olmaması, yeterince malzeme desteği alınamaması, çöl insanlarının kış şartlarına uyum sağlayamaması ve benzeri olumsuz şartlar olmuştur. Bu olumsuzluklara rağmen Müslüman kuvvetler, yedi sene gibi uzun bir süre boyunca kuşatmayı ısrarla sürdürmeyi başarmışlardır; 674’te karadan ve denizden başlayan kuşatma 680 yılına kadar devam etmiştir. Bu sebeple kuşatma “yedi sene harbi” olarak isimlendirilmiştir. 680 yılında Muaviye’nin vefatı üzerine İslâm Ordusu şehirden çekilmek zorunda kalmıştır. Böylece ikinci kuşatmadan da sonuç alınamamıştır.
Üçüncü sefer: 715- 717
İkinci kuşatmanın ardından 40 yıl sonra Emevî Ordusu İstanbul için tekrar hazırlanmıştır. 715 yılında tahta geçen Emevî Halifesi Süleyman b. Abdülmelik, İstanbul’u kuşatmak için ciddî manada hazırlığa girişmiştir. Kuşatma 716 yılı Ağustos ayında başlamış ve 717 yılı Eylül’üne kadar devam etmiştir. Süleyman b Abdülmelik kardeşi Mesleme’yi ordu komutanlığına getirmiş ve ondan şehri fethetmeden dönmemesini istemiştir. 717 yılı Ağustos ayında surlar önüne gelen İslam Ordusu bir yıl boyunca şehri kuşatmıştır. Kuşatmada bilhassa Mısır gemilerinin aktif rol oynadıkları bilinmektedir. Ancak hava şartlarının çok sert geçmesi, gemilerin fırtına sebebiyle kayalara çarparak parçalanması, erzak gemilerinin yakılması sonucu orduda yiyecek kıtlığının başlaması ve salgın hastalıklar gibi olumsuz sebepler yüzünden kuşatmadan netice alınamamıştır. Bu kuşatmadan sonra uzun bir süre İslâm orduları İstanbul önlerinde gözükmeyeceklerdir.
Dördüncü sefer: 781-782
Emevîler’den sonra iktidara gelen Abbasiler zamanında ise Müslümanlar İstanbul’a sadece bir sefer düzenlemişlerdir. Abbasî Halifelerinin üçüncüsü Mehdî, İslam Devleti’ndeki isyanlardan faydalanmak isteyen Bizans İmparatorluğu’na bir ders vermek amacıyla 782 yılında büyük bir ordu hazırlatmıştır. Ordunun başına da oğlu Hârun (Reşîd)’i göndermiştir. Bu ordu Bizans ordusunu İzmit’te yenerek Üsküdar’a kadar ilerlemiş ve şehri kuşatma altına almıştır. VI. Konstantin adına ülkeyi idare eden Kraliçe İrene’nin barış talebi üzerine Hârun şehri kuşatmaktan vazgeçmiş, gelen barış teklifini cizye vergisi ödemeleri şartıyla değerlendirilmiştir. İstanbul’u fethetmek için girişilen bu seferden de sonuç alınamamıştır. Abbasi halifelerinden Harun er-Reşid, “Er-Reşid” unvanını bu seferden sonra almıştır. Müslüman Arapların bu sefer dışında İstanbul’a yönelik seferleri olsa da her hangi bir kuşatma gerçekleşmemiştir.
Başar, Fahameddin, “İstanbul’un Fethine Dair Literatür Değerlendirmesi”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 16, 2010, 61-100.
"Başar, Fehameddin, “İstanbul: Kuşatmalar ve Fetih", Yeditepe Fatih Dergisi, Erişim 19 Temmuz 2023. https://podcasters.spotify.com/pod/show/yeditepe-fatih/embed/episodes/stanbul-Kuatmalar-ve-Fetih----Prof--Dr--Fahameddin-Baar-e11oq0r
Unan, Fahri, “Müslümanlar ve İstanbul: İlk Dönem İstanbul Kuşatmaları", Erişim 19 Temmuz 2023. https://yunus.hacettepe.edu.tr/~unan/akademik34.html
718 yılında başlayan ve yaklaşık sekiz asır boyunca devam eden, 1492 yılında Gırnata’nın işgal edilip Endülüs...
Uhud Gazvesi, Mekke müşriklerinin Medine’deki Müslümanları yok etmek amacıyla Bedir’in ardından...
Suriye, Mısır, Filistin ve Ürdün bölgelerinin Müslümanlar tarafından fethinin ilk adımı...
Cahiliye Dönemi’nde Mekke'de bozulan asayişi temin etmek adına bir araya gelinerek kurulan topluluğa Hilfü’l-Fudûl...
Amr B Luhay, putları Hicaz bölgesine getirerek, Araplara putperestliği öğreten kişi olarak bilinir. Bazı rivayetlere...
Haberleşme ihtiyacı insanlık var olduğundan beri mevcuttur. Bu ihtiyacı gidermek amacıyla insanlar ilk çağlardan...
İslam topraklarında ortaya çıkmış olan medrese geleneği, İslam eğitim sisteminin temel kurumudur. Sözlükte...
Şii Karmati Devleti tarafından 929-930 yıllarında Mekke şehri ele geçirilmiş ve yağmalanmıştır. Karmati oluşumları...
Avarız, arıza kelimesinin çoğuludur. Kelime; kaza, bela, beklenmedik engel manasına gelir. İkincil anlam olarak olağanüstü...
İtalya Yarımadasından bir boğazla ayrılan Sicilya Adası, Müslümanlar tarafından 827 yılında ele geçirilmiştir....